Hilali Kim Gördü? | Ramazan Hilali, Takvim ve Rü'yet Meselesi

Hilali Kim Gördü?
Sohbet / Vaaz Kaydı Hilali Kim Gördü? Ramazan, bayram ve hilal meselesi üzerine ▶ İZLE
Diğer Dillerde Oku
Yükleniyor...

Hilali Kim Gördü?

İbadet takvimden değil, gözden başlar. Ramazan ve bayramın başlangıcı, hesap cetveline değil, hilalin görülmesine bağlanmıştır.

Çocukluğumuzda ramazan akşamları heyecan farklıydı. Büyükler isli, paslı bir cam alır, yüksek bir yere çıkar, gözlerini kısarak ufka bakardı. Hilali ilk gören sevinçle haber verirdi. O anda bir şey değişirdi havada — oruç başlamıştı.

Peki ya bugün? Takvime bakıyoruz. Telefondan kontrol ediyoruz. Hilali artık kimse aramıyor.

Fethullah Gülen Hocaefendi 1976'da soruyordu: “Neden Arabistan bizden bir gün önce bayram yapıyor? Türkiye'de duran bir insan Arabistan'a uyarak bir gün önce bayram yapabilir mi?” Yıllar geçti, soru hâlâ aynı.

Bu meselenin temelini teşkil eden husus, hilalin görülüp görülmemesi meselesidir. Dini aylar ve dini günlere bağlı vazifeler, gökteki hilalin doğuşuna bağlıdır. Şeriat böyle vazedilmiştir. Allah Kuran-ı Kerim'de Ramazan ayını ve orucu emretmiş; Resul-i Ekrem Efendimiz de bütün hadis kitaplarında aynı şeyi ferman etmiştir: “Hilali gördüğünüzde oruç tutacaksınız, gördüğünüzde bayram edeceksiniz.”

Dört mezhep de matematiksel hesapla, müneccim hesabıyla ayların tespit edilmesini reddeder. Takvim hesabına göre ne Ramazan tutulur ne de bayram yapılır — bu Allah'ın emrine ve Efendimiz'in hadisine aykırıdır.

Esas mesele hilali görmektir. Şüphesiz gören oruç tutar, şüphesiz gören bayram yapar.

Şeriatın hilal şartı ve dört mezhebin görüşü

Ramazan'ın başlamasında şahitlik müessesesi önemlidir. Ramazan hilali için cemaatten birinin görmesi yeterli sayılmış, bayram hilali için ise en az iki kişinin görmesi şart koşulmuştur — zira bayramda umumun hakkı devreye girmektedir.

Bu şahitlerin mümin ve güvenilir olması da şarttır: fasıkın şehadeti dini meselelerde geçerli değildir. Rasathanede çalışan kişinin dini kimliği bilinmiyorsa, onun hesabına dayanarak oruç tutmak fıkhen sorunludur. Dört mezhep ittifakla şunu söyler: matematiksel hesapla, takvimle, rasathane verileriyle Ramazan tespit edilemez. Bu Allah'ın emrini ve Efendimiz'in hadisini devre dışı bırakmaktır.

Bakara Suresi 185: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, apaçık bir öğreti ve yasa kitabı olan Kuran'ın indirildiği aydır. Kim o aya ulaşırsa oruç tutsun.”

Hadis 1 — İbn Ömer rivayeti: “Hilâli görünceye kadar oruç tutmayın, yine hilâli görünceye kadar da yemeyin. Bulut araya girerse ayı takdir edin.”

Hadis 2 — Ebu Hüreyre rivayeti: “Onu gördüğünüzde oruç tutun, yine onu gördüğünüzde iftar edin.”

Hadis 3 — Küreyyb - İbn Abbas rivayeti: Küreyyb anlatıyor: Şam'da hilali Cuma günü gördük. Medine'ye gelince İbn Abbas sordu: “Hilali ne zaman gördünüz?” “Cuma günü” dedim. İbn Abbas: “Biz hilali Cumartesi gördük, otuza tamamlayıncaya veya hilali görünceye kadar tutmalıyız” dedi.

Şimdi gelelim işin can alıcı noktasına — hilalin doğudan batıya yolculuğuna.

Hilal her ay şarkta, yani doğuda teşekkül etmeye başlar. Batıya doğru geldikçe büyür. Güneş gibi değildir hilal — güneş dünyanın her yerinde neredeyse aynı anda doğar, ama hilal öyle değildir. Bizden on daire şarkta teşekkül etmeye başlayan hilal, on saat sonra bizim bulunduğumuz daireye ulaşır. O on saatte büyümüştür — yani onda dörde, onda beşe gelmiştir artık.

Dikkat edin: biz hilalin tam gününde oruç tutmuyoruz. Bazen yarım günlük hilalle oruç tutuyoruz, bazen çeyrek günlük, bazen sıfırda birlik. Şeriat “yirmi dört saatlik tam hilali görürsen oruç tut” dememiştir. “Hangi devresinde görürsen oruç tut” demiştir. Bizi hilalin ilk devresinde yakalayan bunu oruç tutuyor, ikinci devresinde yakalayan onu tutuyor — bu normaldir, bu şeriatın öngördüğü gerçektir.

Hilal doğuda ince bir tel gibi başlar, batıya geldikçe büyür. İstanbul'da gördüğümüz hilal, Mekke'nin gördüğünden saatler sonra ve daha olgun haldedir.

Hilalin doğudan batıya yolculuğu — fizik ve hesap

Hilal, ayın güneşle Dünya arasından çıkıp ilk kez görünür hale geldiği ince yay şeklidir. Doğuda teşekkül eder ve batıya doğru ilerler. Mekke ile İstanbul arasındaki fark yaklaşık 1,5-2 saattir. Bu sürede hilal büyümüştür — sıfırda bir iken sıfırda dörde ulaşmış olabilir.

Çıplak gözle görülebilmesi için belirli bir olgunluğa erişmesi gerekir. Yüksek rakımdan, açık ve kuru havada sıfırda bir hilal bile görülebilir. İzmir'de rutubetten görülemeyen hilal, çölde veya yüksek bir yerden rahatlıkla görünür. Hocaefendi bizzat Beytullah'ın üstünde bir günlük hilali parmak kalınlığında gördüğünü anlatır.

Takvim hesabı ise hilalin tam oluşumunu baz alır — yarım günlük, çeyrek günlük hilali saymaz, ertesi güne atar. İşte Türkiye'nin her yıl ramazanı ya bir gün erken ya bir gün geç başlatmasının sebebi budur.

Peki bütün bunlardan ne anlaşılıyor?

Takvimler bir yanlışlık içindedir ve bu yanlışlıktan geri dönemezler — çünkü hesapları kendi içinde tutarlıdır, ama şeriata değil astronomiye dayanmaktadır. Biz mütemadiyen sıfırda on, on bir, on iki, on üç derken yiyoruz — ta ki takvim hilali sayana kadar. O zaman oruç tutuyoruz. Ama aslında hilal çoktan çıkmıştır.

Bunun sonucu ağırdır: Türkiye'de her yıl ya ramazanın ilk günü ya da kurban bayramının bir günü hatalı geçmektedir. Millet farkında olmadan haram oruç tutmaktadır — bayram günü oruç tutmak haramdır. Bunu Diyanet de bilmektedir, astronomcular da hesaplamıştır; Türkiye'nin takviminin yarım günlük, bir günlük hata yaptığı tespit edilmiştir.

Kısacası: takvime göre oruç tutan millet, ibadetin sevabından mahrum kalabilir. Bu büyük bir kayıptır.

İhtilaf-ı metali: Farklı yerlerde farklı hilal meselesi

İhtilaf-ı metali, hilalin farklı coğrafi dilimlerde farklı zamanlarda görülmesi demektir. “Her memleket kendi dairesine göre oruç tutar” görüşü bazı müftüler tarafından savunulmaktadır. Ancak bu görüşün fıkhi temeli zayıftır. Hanefi mezhebinin mütekaddim alimlerinde böyle bir mesele geçmemektedir.

Dayandırılan Hz. Aişe hadisinin aslı yoktur, Hz. İbn Abbas'tan gelen rivayet ise mevkuf olarak gelmiştir — yani Efendimiz'e değil, sahabeye aittir ve bu da sahabe arasındaki bir içtihad farkını yansıtmaktadır.

Üstelik ihtilaf-ı metaliyi savunanlar coğrafyayı yanlış uygulamaktadır. Gülen Hocaefendi somut bir örnek verir: Mardin'in bir köyünün yarısı Türkiye'de, yarısı Suriye'de kalmıştır. Ortadan sınır geçmiştir. Suriyeliler bir gün önce bayram yapıyor, Türkler bir gün sonra. Aynı köy, aynı hilal, iki farklı bayram — ihtilaf-ı metali bunu meşrulaştırmak için kullanılıyor. Bu teorinin kendi içinde bile tutarsız olduğunun en açık delilidir.

Hocaefendi bir sahne anlatır. İbn Abbas, Muaviye'nin yanında bulunan Şamlı adama sorar: “Ne zaman bayram yaptınız?” Adam bir gün önce deyince İbn Abbas şöyle der: “Ben hilali görmedim. Ben bir gün sonra yaptım.”

İki sahabe, aynı meselede farklı davranmıştır. Bu bir geçimsizlik değil — hilalin coğrafyadaki gerçeğinin sahabe dilinden ifadesidir.

Mesele basit ama derin: ibadet takvimden değil, gözden başlar. İsli camla yükseğe çıkan büyüklerimiz bunu sezgiyle biliyordu. Biz unuttuk.

Bu yazı, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin 17 Aralık 1976 tarihli sohbetine ve 19 Ekim 1979 tarihli İzmir Bornova Merkez Camii vaazına dayanmaktadır.

Kaynakça

muazturkyilmaz.com · Makale Taslağı
Etiket önerileri: TR · Religion · Ramadan

Comments